Bazen insanlar düşünürler hayatın anlamı ne diye. Bunu zaman zaman ben de düşünüyorum.
Bazı insanlar için hayatın anlamı sevdiğini bir ömür boyu gözlerinin önünde bulundurmak. Bazı insanlar için sadece işi. Bazı insanlar için ALLAH (cc) yolunda hizmet etmek. Bazı insanlar için hayatları boyu insanları sömürmek (maddi vemanevi açıdan-duygusal ve mantıken), bazı insanlar için sadece o anı yaşamak ve yaşadığını sonradan düşünmemek, bazı insanlar için bir hayat boyu umutla o anı beklemek.
Dememiz o ki insanların yaşamları boyunca bir hedef doğrultusunda hayatlarını bir şekilde şekillendirmeledir. Amaçsız olma ve de kalma mutlak bir amacın olsun iyi veya kötü. Çünkü niyetler amellerle orantılıdır. Yaşamımızdaki karşımıza çıkan tüm olaylar hayatın bir noktasını tamamlarlar. Bunu her anlamda kullanabiliriz.Yukarıda bahsettiğim konu içeriği ile birebir örtüşmekte. Hayatımıza anlam katabilmek için bazı şeyleri göze almak o yolda ilerlemek. Hayatın anlamı, bazı şeyleri şeyleri ruhunun en ince noktasına işleyecek kadar o duyguları yaşamak.
Gerçeklerin acı olduğunu ve bu yüzden biberin gerçek olduğunu anlatan bir espriyi anımsadım. Halbuki biliyor musun, bütün biberler tatlıdır.Zira, hayat sanıldığı kadar acımasız ve acı değil, sadece hayattaki tadı alabilmeli.
Rabbim hayatın kötü anlam taşıyan bölümlerinde, kötülüklerden uzak, gül'ün anlamını içeren bir hayatın anlamını yaşamamızı nasip etsin...
Yazıma aşağıda alıntı aldığım bir şiirimsi makale ile son veriyorum...
Yaşa.. Doğru bildiğin insanı bul ve onunla yaşa, ama bu dostunu sakın unutma.
Bil ki unutulmayı hiç sevmem.
Ve bil ki kurallarım vardır, herkes buna uymak zorundadır.
- Dostlarım benden önce ölemezler, - Dostlarım benden çok üzülemezler, - Dostlarım benden çok sevemezler, - Ve dostlarımı kimse benden çok sevemez.
Artık Ben'im dost'umsun.
Yaşa bu hayatı sevdiğim, limon gibi sömürerek, tüm eksiliğine rağmen tadını alarak yaşa.
SEVDA NEDİR..... sevda askalrı nerde Şimdi nereye gidiyoruz ona bakalım Bilmeliyiz nereye gittiğimizi Kapıları çarparak dışarı çıkıyoruz değil mi Islak taşlarında kayarak bu eski sokağın Hala değişmeyen kaldırımlarında birbirimize tutunarak Ellerimizi arıyorsak Artık bilmeliyiz
İçimde yalnız bir göçmen yerini arıyor Yağmur yağıyor, gökyüzü kapalı Nehrin bulanık suları köpürmüş, duyuyorum Beni kendine ayırmışsın, farkındayım Yollara çıkarmışsın, yaşlı atların toynak sesleri Duman içinde ve alacakaranlığın
ama bu askalar hayatta saklanmayacak olanasklardır senı sevmeyenler olsun......
Adresi unutmuşuz kimbilir nerde Bulanık yüreklerimiz Karıştırdıkça eski aşklar ufalanıyor Yalansız, özürsüz hatta özlemsiz Bir kadın bir erkeğe tutunuyor Anılarına tutunuyor, acısız Resimleri tarıyor ıslanmış tümü Hepsi siyah beyaz Kimseyi tanıyamıyor
Bu caddeler, bu evler, bu nehrin kıyısı Siniyor her yere dağıtıp durduğun sesin Sütunlara, vitrinlere, ayak seslerine Kafesler darmaduman Tüm kuşlar salıverilmiş Suyun üstünde tüten sis Dokunsan masmavi hüzün .....
234. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Cumâ gününde öyle bir saat vardır ki, bir kul o saatte ne isterse, mutlaka ona verilir." Kesîr radıyallahu anh. Tirmizî.
235. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Cumâ günü, Allah indinde bayram günlerinden daha büyüktür." Ebû Lubâbe radıyallahu anh. İbn Mâce.
236. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kim, Cumâ günü yıkanıp temizlenir, koku sürünür, sonra mescide gelip, iki kişinin arasını açarak rahatsız etmeden sessizce oturur, sonra Allahın farz kıldığı namazı kılar ve imam konuşurken susup dikkatle onu dinlerse, mutlaka, gelecek Cumâya kadar işleyeceği günahları bağışlanır." Selman radıyallahu anh. Buhârî.
Çok içten iki dost ve arkadaslardi.Fakat bir tanesi çok kurnaz, atilgan ve hareketli, öbürüyse çok saf , dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadas , diger arkadasin yanina giderek islerinin bozuldugunu söyler ve kendisinden para ister. Yakin dostu onu hiç kirmaz ve elindeki tüm parayi arkadasina verir. Arkadasi bu parayla islerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider ve arkadasinin evlenmek üzere oldugu nisanlisini çok begendigini ve kendisine vermesini ister. Arkadasi çok sasirir, ne diyecegini bilemez. Ama aralarinda o denli güçlü bir sevgi vardir ki arkadasina hayir diyemez, nisanlisini arkadasina verir. Süreçle saf olanin isleri bozulur ve birden arkadasi aklina gelir (ben ona sikistiginda iyilik yapmistim diyerek) arkadasinin isyerine gider ve kendisine çalismasi için is vermesini ister. Arkadasi ona is vermez. Bizimki pismanlik ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadasina kizamaz. Bir gün sokakta dolasirken yanina hasta ve yasli bir adam yaklasir. Yoksul oldugu için ilaç alamadagini söyler. Bizimki yasli adamcagiza acir, istedigi ilaçlari alir ve adamcagiza verir. Kisa bir süre sonra yasli adamin öldügünü duyar. Yasli adam çok zengindir ve tüm mirasini kendisine birakmistir. Saf adam artik zengindir. Biraz da sevdigi dostuna olan kirginligiyla dostunun isyerinin karsisinda bir ev alir ve oraya yerlesir. Bir gün evinin kapisini dilenci bir kadin çalar. Yasli kadin çok aç oldugunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düsünmeden kadini içeri alir karnini doyurur. Kimsesi olmadigini ögrendigi kadina,kendisinin de yalniz oldugunu söyler ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemekleri yaparsin der, yasli kadin hiç düsünmeden kabul eder. Bir süre sonra yasli kadin bizimkine, kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini söyler, Bizimki böyle bir kizi nasil bulacagini, kendisinin tanidigi olmadigini söyler. Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle görüstürebilecegini söyler. Görüsmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve dügün davetiyeleri basilir. Bizimkisi kirgin olmasina karsin çok yakin dostunu yine de unutamamistir. Biraz da geldigi konumu görmesi açisindan yakin arkadasina da davetiye gönderir. Dügün günü gelir çatar. Saf adam dügün salonunda bir seyler söylemek istegiyle mikrofonu alir ve baslar yasadiklarini anlatmaya: - Eskiden çok sevdigim bir dostum vardi . Bir gün isleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki tüm parayi verdim. Evlenmek üzere oldugum nisanlimi çok begendigini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim... Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve çalismak için kendisinden is istedim. Bana is vermedi. Çok üzüldüm, ama yine de arkadasima kizmiyorum.. Çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konusma üzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alir ve baslar konusmaya: -Benim de bir zamanlar çok sevdigim bir dostum vardi. Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim, tüm parasini bana verdi. Sonra ondan nisanlisini istedim, üzülerek nisanlisini da verdi... Nisanlisini istememin nedeni o kadinin arkadasima layik olmamasiydi (Hayat kadiniydi). Kendisi çok saf oldugu için arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim. Isleri bozuldugunda gelip benden is istedi. Arkadasimi kendi emrimde çalistiramazdim, o yüzden is vermedim. Günün birinde karsilastigi yasli adam benim babamdi. Babam ölmek üzereydi, onu arkadasimin yanina ben gönderdim ve mirasini ona ben biraktirdim. Evine gelen dilenci kadin benim annemdi. Ona bakip iyi yasamasini saglamak için gönderdim. Su anda evlenmekte oldugu kisi de benim kiz kardesim. Onu arkadasimla evlenmesine ben ikna ettim. Degerli konuklar, Iste biz böyle dostuz...
Çok içten iki dost ve arkadaslardi.Fakat bir tanesi çok kurnaz, atilgan ve hareketli, öbürüyse çok saf , dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadas , diger arkadasin yanina giderek islerinin bozuldugunu söyler ve kendisinden para ister. Yakin dostu onu hiç kirmaz ve elindeki tüm parayi arkadasina verir. Arkadasi bu parayla islerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider ve arkadasinin evlenmek üzere oldugu nisanlisini çok begendigini ve kendisine vermesini ister. Arkadasi çok sasirir, ne diyecegini bilemez. Ama aralarinda o denli güçlü bir sevgi vardir ki arkadasina hayir diyemez, nisanlisini arkadasina verir. Süreçle saf olanin isleri bozulur ve birden arkadasi aklina gelir (ben ona sikistiginda iyilik yapmistim diyerek) arkadasinin isyerine gider ve kendisine çalismasi için is vermesini ister. Arkadasi ona is vermez. Bizimki pismanlik ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadasina kizamaz. Bir gün sokakta dolasirken yanina hasta ve yasli bir adam yaklasir. Yoksul oldugu için ilaç alamadagini söyler. Bizimki yasli adamcagiza acir, istedigi ilaçlari alir ve adamcagiza verir. Kisa bir süre sonra yasli adamin öldügünü duyar. Yasli adam çok zengindir ve tüm mirasini kendisine birakmistir. Saf adam artik zengindir. Biraz da sevdigi dostuna olan kirginligiyla dostunun isyerinin karsisinda bir ev alir ve oraya yerlesir. Bir gün evinin kapisini dilenci bir kadin çalar. Yasli kadin çok aç oldugunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düsünmeden kadini içeri alir karnini doyurur. Kimsesi olmadigini ögrendigi kadina,kendisinin de yalniz oldugunu söyler ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemekleri yaparsin der, yasli kadin hiç düsünmeden kabul eder. Bir süre sonra yasli kadin bizimkine, kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini söyler, Bizimki böyle bir kizi nasil bulacagini, kendisinin tanidigi olmadigini söyler. Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle görüstürebilecegini söyler. Görüsmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve dügün davetiyeleri basilir. Bizimkisi kirgin olmasina karsin çok yakin dostunu yine de unutamamistir. Biraz da geldigi konumu görmesi açisindan yakin arkadasina da davetiye gönderir. Dügün günü gelir çatar. Saf adam dügün salonunda bir seyler söylemek istegiyle mikrofonu alir ve baslar yasadiklarini anlatmaya: - Eskiden çok sevdigim bir dostum vardi . Bir gün isleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki tüm parayi verdim. Evlenmek üzere oldugum nisanlimi çok begendigini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim... Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve çalismak için kendisinden is istedim. Bana is vermedi. Çok üzüldüm, ama yine de arkadasima kizmiyorum.. Çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konusma üzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alir ve baslar konusmaya: -Benim de bir zamanlar çok sevdigim bir dostum vardi. Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim, tüm parasini bana verdi. Sonra ondan nisanlisini istedim, üzülerek nisanlisini da verdi... Nisanlisini istememin nedeni o kadinin arkadasima layik olmamasiydi (Hayat kadiniydi). Kendisi çok saf oldugu için arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim. Isleri bozuldugunda gelip benden is istedi. Arkadasimi kendi emrimde çalistiramazdim, o yüzden is vermedim. Günün birinde karsilastigi yasli adam benim babamdi. Babam ölmek üzereydi, onu arkadasimin yanina ben gönderdim ve mirasini ona ben biraktirdim. Evine gelen dilenci kadin benim annemdi. Ona bakip iyi yasamasini saglamak için gönderdim. Su anda evlenmekte oldugu kisi de benim kiz kardesim. Onu arkadasimla evlenmesine ben ikna ettim. Degerli konuklar, Iste biz böyle dostuz...
Bir çiçek olmaktır dostluk , gökkuşağı renginde kaybolmalı insan derinliğinde. Bir bulut olmaktır dostluk, karanlıkları yırtarcasına beyaz, uçmalı sonsuzluğa kış yaz. Bir kahkahadır dostluk, acılara git dercesine, geleceğin gizemini yok edercesine... Ve bir kalp olmaktır dostluk; dostu için her şeyi göze alan hayat ırmağında sabırla akan. Biz seninle bir kalp olduk dostum. Öyle bir kalp olduk ki sana bakınca kendimi gördüm. Tıpkı bir elmanın iki yarısı gibi... Her konuda tamamen aynı olduğumuz gibi, bazen bir bakış yetti neler hissettiğimizi anlatmamıza, bazen sıcacık bir gülümseme yetti o üşüyen ruhumuzu ısıtmamıza. Belki yüreğimizdeki acıyı paylaşmaktı dostluk, belki üzüldüğümüzde sıcak bir kucaktı, belki de karnımız ağrıyana kadar gülmekti. Bence her şeydi dostluk.Yaşamak, sevmek, öğrenmek... İşte ben sende bunları buldum Hayat zorlu ve acımasız.Dertler,sıkıntılar ve bunlara panzehir yaşanan sevinçler.Paylaşmak ne güzel şeydir hayatta değil mi.Dert olsun sevinç olsun paylaştıkça daha bir anlam kazanır insan yaşamında.Ne kadar güçlü olursak olalım illaki sığınılacak bir olgu ararız.Bu kimi zaman bir eş kimi zaman bir dost olur.Belki de doğadan bir yaratık.Nasıl ve ne şekilde olursa olsun kazanılan bir dostluğun kıymeti çok büyüktür hayatta.Dost dinler kin gütmez,sıcak bir yardım eli uzatıverir size.Her şeyi yalansız paylaşırsınız onunla.Korkmazsınız ondan.Bilirsiniz ki o size en büyük yardımcıdır karşılık beklemeden.Paylaştıkça bazı şeyleri mutlu olursunuz.Yüreğiniz huzurla dolar.Hayata daha bir sıkı sarılırsınız.Arkanızda bir dostun eli vardır korkma ben varım yanında der size.Kazanırsınız hayata dair tüm güzellikleri. Ben böyle bir dostu kazanmanın mutluluğu içindeyim.Sıcak dostluğun ve kazandırdıkların için teşekkürler sonsuz dostum.Sen çok güzel bir insansın ve gerçek bir dostsun.
Bir hikayecik: İbrahim (as) zamanından kalan. Belkide rivayet.
Olay, Diyar-ı Urfa''da geçmekte. Halilülrahman Gölü (Balıklı Göl ) Urfa''da. Halk tabiri ile ''''Dergah''''.
Gelelim rivayete:
Nemrut, İbrahim (as) yakmak için odun toplatmaya başladığı vakit, ahali günlerce odun toplamış, bu arada bir ''''kuş'''' evet bir kuşta gagasına aldığı ot parçacıklarını odunların üzerine bırakmaya başlamış.
İbrahim(as) kuş''a seslenerek,
- Ya kuş taşıdığın ot parçacıklarının ateşe ne faydası olacak diye sormuş?
Kuş cevap vermiş;
- Maksat ''''düşman '''' olduğumuz belli olsun.
İbrahim (as) mancınıkla ateşe atıldığı vakit;
Bu kez; başkaca bir ''''kuş'''' evet bir kuşta gagasına aldığı su damlasını ateşe dökmeye çalışıyormuş;
Yine İbrahim (as) kuşa seslenerek,
- Ya kuş taşıdığın suyun ateşe ne faydası olacak diye sormuş?
Bir damla gözyaşı olup gözlerden akmasa bile; belki bir zerre tefekkür olup, yüreklerden akar ümidiyle… Evet ben aşktan söz edeceğim bu yazıda. Ama aşkların en güzelinden, aşkların en büyüğünden, aşkların en anlamlı olanından…Yani; Aşk-ı Hüsna’dan…Dinlemek ister misin? O zaman birkaç dakikanı ayır ve aşağıdaki yazıyı oku. Ama sadece gözlerinle değil, yüreğinle de oku. Çünkü bu sadece bir yazı değil, bir Aşk. Ve unutma Aşk gözle değil, yürekle okunur !!!
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::: AŞK-I HÜSNA ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Hidayet… Evet, görünürde tek bir kelime belki ama aslında öyle çok şey ki!... Bu tek kelime; her türlü kötülükte yarışan, işe yaramaz, Rahman’dan bihaber, iyilikten bihaber, hatta sevmekten bile bihaber bir avareye bile aşkı öğretiyor. Şu belki de hiçbirimizin hak etmediği halde, En Cömert olanın, cömertliği ile yüreklerimize karşılıksız olarak konuluverilen aşkı ...Yani; Aşk-ı Hüsna yı !!! Ve o avare insan bir anda, yaşamın anlamını, ölümün manasını, hayatın değerlerini, her iyiliğin bir hayır ve her hayrın bir sevap olduğunu öğrenip,hayırda yarışanlardan, yani o yüce zikirde bahsedilen insanlardan biri oluveriyor bu aşkla.… Yaşamı baştan sona değiştiren ve belki de, yaşanılanları ve yaşanacakları tümüyle doğrudan etkileyecek olan tek şey bu aşk.
Evet..Günahkarlığının farkında bile olamayan aciz herhangi bir İNSAN olmaktan,
“Cennette onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Hidayetiyle bizleri bu nimete kavuşturan Allah’a hamd olsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik….”. Onlara: “İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız. diye seslenilir.” (Araf Suresi-43)
ayetine muhatap olarak, cennetine girebilme ümidine sahip olabilen,
”….kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka dost bulamazsın.Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz.Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini arttırırız.” (İsra Suresi-17)
ayetini okuduğu anda, bahsedilen cehennem azabının korkusundan ve bu gazaptan korunabileceği hidayeti kendisine bahşeden Rabb’ine duyduğu şükraniyet duygusunun yoğunluğuyla, GÖZYAŞLARI nı tutamayan bir KUL olma bahtiyarlığına…
Fark ettiniz mi? Ne kadar da şanslıyız … Evet, belki cennetine giremedik henüz ama ümidimiz var. Evet, cehennemden azad olunmadık belki ama Rabb’imin bizleri teselli edici bir sürü ayeti, Resüllullah(a.s.)ın da, kurtuluşumuz için önerdiği bir sürü tavsiyesi var. Ve en önemlisi, Rabb’imizin bizlere bahşettiği İMAN var yüreklerimizde. Daha ne isteriz ki şanslı olabilmek için; “La ilahe illallah deyip de, kalbinde bir zerre ağırlığınca İMAN bulunan kimse cehennemden çıkacaktır.” hadisindeki müjdeyi duyduktan sonra ?!!
Evet, En Büyüğe kul olma şerefine nail olan şanslı insan,
eğer sen de, kendisine verilen en büyük nimeti “İMAN” bilip, şükrünü eda etmekte, dünyada hiçbir şeyin hiçbir şey karşısında kalmadığı kadar aciz kaldığını düşünenlerden;
eğer sen de, kendisine: < Hayatının sonuna kadar “Allah” zikrini bir kez olsun edemeden ölecek insanlardan ne farkın vardı da sana iman nasip edildi? Ya da bırak yaratıcısını, O’nun en sevdiği kulunu, Resulünü tanıyamadan, bilemeden son nefesini verecek insanlardan ne farkın vardı da sana, bu insanların tanımaktan bile aciz bırakıldığı sevgilinin sözünden çıkmaman nasip edildi?> sorularını sorduğunda, o en güzel mahcubiyet duyguları içinde, gözyaşlarını sadece O’nun rızası için dökmek luftedilen kullardan;
eğer sen de, karşılıksız olarak verilen bu nimetin değerinin, anlayamayacağı kadar büyük olduğunu fark edip,”Ne yaptın da bu nimeti hak ettin?” sorusunu kendisine sorduğunda, cevap vermekten ne kadar uzak olduğunu idrak edip, ellerinden, utanç içinde gözyaşı dökmekten başka bir şey gelmeyenlerden;
eğer sen de, Rabb’inin sınırlarını aşmaması gerektiği kendisine öğretildiği halde günah işlediğinde bile, karşısında O’nu, Rabb’ini yine, El-Gaffar ve El-Gafur isimleriyle gördüğünde, “utanmak” kelimesinin yanında hiç kaldığı bir hicab duygusunu, vücudunun her hücresinde, en üst seviyede hissedebilenlerden;
eğer sen de, işlemediği amelleri aklına geldikçe, hala lutfedilen “Hidayet” nimetine layık olamadığını idrak eden ve bu aklına geldikçe, hıçkırıklara boğulabilenlerden;
eğer sen de, en büyük nimete, Müslüman olma nimetine sahip olduğunu geç anlayıp, daha öncesinde bir sürü günah işlediğini fark edip dünyadaki en büyük pişmanlığı yaşadıkları anda, işlediği tüm günahlara rağmen, Rabb’lerinin, kendilerine tevbe kapısını her zaman açık tuttuğunu bildirdiği ayetlerini okuduklarında,o küçücük yüreklerine, yeryüzündeki tüm aşklardan daha büyük ve güzel olan aşkı, Allah aşkını sığdırabilenlerden;
eğer sen de, o alnı secdeye vardığı halde, Allah’a en yakın olduğunu ve O’nun önünde eğilmenin en büyük şeref olduğunu düşünerek, kendini yücelmiş hissedenlerden;
eğer sen de, “Lütfun da hoş, kahrın da…” düsturunu kendine siper edinerek daima mesud olmayı başarabilen bahtiyarlardan;
eğer sen de, “İşittik ve itaat ettik.” ayetini rehber kılıp, duyduğu her emirde, başka hiçbir şey düşünmeden bu zikri edebilenlerden;
eğer sen de; “Ey Rabb’imiz,affına sığındık.Dönüş sanadır.” ayetindeki dönüşü en güzel şekilde yapmak için çalışan, has niyetlilerden;
eğer sen de, bu zamanda, sadece inancından dolayı, hiç sevilmeyen, hor görülen ve hiç haketmediği pek çok çirkin sıfatla anıldığı halde, bu nimete sevinebilen müslümanlardan;
eğer sen de, Rabb’ini en güzel vekil bilip, El-Vekil ismini zikredip, bu zamanda insanların çoğunun bilmediği bir kelimeyi: Tevekkülü, sığınak bilenlerden;
eğer sen de, yapılacak her türlü zulme, işkenceye ve elinden alınacak her türlü özgürlüğüne rağmen, kendini şanslı görebilecek olanlardan;
eğer sen de, yaratıcısının; verdiği tüm güzel nimetlerine karşı, günah işleyerek, O’na karşı büyük bir saygısızlık eden kulunun cezasını hemen vermeyip kendisine mühlet veren, manasına gelen El-Halim ismini öğrendiğinde, “Sana gereğince hamd etmekten acizim Allah’ım! Sen Yüceler Yücesisin!” diyebilenlerden;
eğer sen de, işlediği günah yükünün ağırlığı altında,ümidini yitirmek üzereyken, “…..Allah’ın rahmet deryasındaki bunca genişliği kafirler bilseydi, cennetten ümidlerini kesmezlerdi.” Hadis-i şerifini okuyup, Rabb’inin kafirler için göstermiş olduğu bu rahmeti gördükten sonra, “Allah’ım senin sonsuz rahmetinden sual olunmaz, Sen merhametliler merhametlisisin, Sana sonsuz hamd-ü senalar olsun.” diyebilenlerden;
eğer sen de, tevbe etmesi için pek çok gecenin, Rabb’i tarafından mübarek diye adlandırılarak kendisine lutfedildiğini ve affa bahane ararcasına, tek bir damla gözyaşının bile bağışlanmaya vesile kılındığını öğrendiğinde, dilleri sustuğu halde, gözleri ve yürekleri ile “Rabb’im BENİ AFFET!! AFFET BENİ!!” diye nida edebilen nadir insanlardan olmak lutfedilenlerden biri isen;
NE MUTLU SANA!!! NE MUTLU YÜREĞİNE Kİ : Yüreğinde En Güzeli taşıyabiliyorsan, en güzel yürek senin demektir…